2025’te Kayseri’de Deprem Olur Mu? Bir Genç Yetişkinin Kafasındaki Düşünceler
Bugün günlerden pazartesi, hava biraz soğuk ama içimi ısıtan bir şeyler var. Kafamda kaybolmuş bir düşünce uğruyor. Kayseri’de yaşıyorum, 25 yaşında bir genç yetişkinim, hayatı yeni yeni anlamaya çalışıyorum. Bugünlerde kafamı kurcalayan en büyük soru ise şu: 2025’te Kayseri’de bir deprem olacak mı? Birçok insanın hissettikleriyle benzer bir şekilde, kaygılar içinde kayboluyorum. Kayseri, deprem riski açısından öne çıkan bir yer değil belki, ama kimse gerçekleri ne kadar kabullenebilirse o kadar rahat edebilir, değil mi?
Bir yandan da, her şeyin çok sağlam olduğunu, hayatın her şeyine ne kadar güvenmeye başlamışken, aniden değişebileceğini unutuyorum. Bugün, Kayseri’nin sokaklarında yürürken, etrafımdaki her şeyi biraz daha fazla gözlemliyorum. Şehirdeki evlerin sağlam duruşu, meydandaki alışveriş yapan insanlar, kahvehanelerde vakit geçiren yaşlı amcalar… Her şey aniden bir değişimle alt üst olabilir mi? Ve ya bu düşüncelerle kaybolan iç huzurum nasıl geri gelir?
2025 İçin Farklı Bir Beklenti
2025’e dair bir şeyler duyduğumda, bir an durakladım. Deprem olabilir mi? Bunu daha önce hiç düşünmemiştim. Hani o “yerel halk arasında fısıldanır” diye tabir edilen türden söylentiler vardır ya, tam olarak öyle bir şeydi. Kayseri’nin hemen etrafındaki bölgeler, riskli alanlar olarak değerlendirilmişti, ama ben her zaman sanki bu tarz şeyler “başkalarının başına gelir” gibi hissettim. Neden kaygı duyarım ki, değil mi? Geceleri rahat uyumalıyım, ama bir yerlerde karanlık bir his, kaygılarıma sarılıyor.
Ama işte, o an düşündüm. Deprem herkesin başına gelebilir. Türkiye’nin büyük kısmı zaten aktif fay hatları üzerinde. Kayseri, diğer illere göre belki daha sakin ama unutulmaz bir anı daha hatırladım. Geçen yaz, Erzincan’a gittiğimde, orada yaşanan depremin etkisiyle hayatın bir anda ne kadar kırılgan olabileceğini fark etmiştim. O kadar güçlüydü ki, nehrin kenarında yürürken bile yerin sarsıldığını hissetmiştim. Hemen ardından internette yapılan açıklamaları okudum ve Türkiye’nin hemen her yeri için bir deprem tehdidi olduğunu fark ettim. Kayseri de bu riskten uzak değil.
Bir süre önce Kayseri’de yaşanan küçük sarsıntılar, gerçekten de daha önce hissetmediğim bir tedirginliği içimde uyandırmıştı. Kafamı kurcalayan bu düşünce gitgide büyüyor. 2025’te ne olacak? Kayseri’de de bir deprem bekleniyor mu? İnsanlar birbirlerine “2025’te her şey değişecek” diye fısıldıyor, ama kimse bunu gerçek anlamda tartışmıyor. Yine de, içimdeki korku büyüyor ve her gün biraz daha fazla hissediyorum. Bir kayıptan önce yaşamaya başlamak zor galiba…
Hayatın Aniden Yıkılabilmesi: O Anın Duygusu
İşte o anlar… Kayseri’deki evimin penceresinden dışarıya bakarken, sokaklar bir anda her zamankinden farklı görünmeye başlıyor. Daha önce güvenli gördüğüm bu mahallede, her şey yavaşça kaymaya başlıyor. İnsanlar caddelerde yürürken bile ne kadar kolayca sarsılacaklarını düşünüyorum. Kalbim bir hızla çarpmaya başlıyor. Bugün çok yoğun bir şekilde hissettim: Bu şehir, bu sokaklar, bu insanlar… Her şey çok kısa sürede değişebilir. Bir anlık bir sarsıntı, her şeyi alıp götürebilir.
Kayseri’de olmasa da, Hatay, Kahramanmaraş ve çevresindeki illerde büyük bir yıkım yaşanmıştı. Depremler insanların hayatını ne kadar kökünden değiştirebileceğini tekrar gösterdi. Depremin sadece fiziksel değil, duygusal etkisi de büyük. İşte bu yüzden, düşündükçe kaygı ve korkularım büyüyor. Peki ya 2025’te Kayseri’de de bir deprem olursa? Bu düşünce başıma belki de en büyük korkuyu salıyor. Gerçekten böyle bir şey olursa, ne yapabilirim?
Bazen hayat bir oyun gibi gelir, bazen de her anın ne kadar değerli olduğunu hatırlatır. Bu anı, sevdiklerimi, her gün okula giderken hissettiğim huzuru, ya da sadece evimde pencereden dışarıyı izlerken kafamdaki düşünceleri unuturken hissettiğim huzuru kaybetmek istemiyorum.
İçindeki Umut: Deprem Gerçek Olmadan Önce Yaşamak
Bir noktada, bu kaygılar bir tür ikileme dönüşüyor: “Ne kadar kaygı duymalısın, kaygı gerçekten bizi korur mu?” Her şeyin gerçek bir korkuya dönüşmesi an meselesi olsa da, belki de bu kaygıyı yaşamanın bizim için daha faydalı olabileceğini düşünüyorum. Çünkü o kaygı, şu anda değerli olan her şeyi bir kez daha görmeme neden oluyor. Düşüncelerim derinleşiyor: Ne kadar çok seviyorsam, o kadar çok kaybetme korkusu da doğuyor. Bu korkuyu bastırmaya çalışmak, her şeyin olduğu gibi kabullenmek kadar güçlü değil. Kayseri’nin her köşesindeki eski taş binaları, caddeleri, kısıtlı park alanlarını… her şeyi… Hani her şeyin her an gidebileceğini hatırlatıyor.
Ama o kaygıya rağmen, aynı zamanda umut da var. Her şeyin geçici olduğunu bilmek, her günü değerli kılmak. Bu yüzden, yazarken, düşündükçe, 2025’i beklerken, ne olursa olsun sevgi ve hayatı onurlandırmak istiyorum. Bir şeyleri kaybetmeden önce gerçekten sahip olduğumuzu fark etmek. Çünkü hayat ne kadar değerli olursa, kaybetme korkusu da o kadar büyük olur.
Sonuç: Her Şeyin Geçici Olduğunu Unutma
Evet, 2025’te bir deprem olabilir. Ya da olmayabilir. Bunu bilmek, bizim hayatımıza ne kadar yön verir? Bugün, Kayseri sokaklarında yürürken, bu soruyu kendime sordum. Ne kadar kaygılanmalı, ne kadar önlem almalıyız? Ama gerçek şu ki, biz ne kadar endişelenirsek endişelenelim, dünya kendi yolunda dönmeye devam ediyor. Deprem olabilir, ama bir şeyler kaybolmadan önce yaşamayı hatırlamalıyız. Anı, küçük sevinçleri ve o kısacık anların kıymetini hatırlayarak…
Ve belki de 2025’te, bir kaybın, bir deprem felaketinin yaşanıp yaşanmadığını görmek, beni bir kez daha “yaşama” düşüncesiyle tanıştıracak.